Niyetin Önemi ve Ameller Üzerindeki Etkisi

Ömer b. Hattab’tan rivayetle O;  “Rasulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu işittim” demiştir: “Ameller sadece niyetlerledir. Ve herkes için sadece niyet ettiği vardır. Kimin hicreti Allah’a ve Rasulüne ise ona hicreti Allah’a ve Rasulünedir. Kimin de hicreti dünya da mal kazanmak için ya da bir kadın içinse onun hicreti de hicret ettiği şeyedir.”

Açıklama:

Hadis alimleri hadisin sıhhati hakkında ittifak etmişlerdir. İmam Buhari Sahihi’nde yedi yerde hadisi rivayet etmiştir.[1] İmam Malik hariç diğer büyük hadis imamlarının bir çoğu hadisi kitaplarında rivayet etmişlerdir.[2]

Abdurrahman b. Mehdi, “İlim talebelerinin niyetlerini sahih tutmaları hususunda bir tenbih olarak yazılan her kitabın bu hadiste başlaması gerekir” demiştir. Hattabi Abdurrahman b. Mehdi’nin bu sözünü bir çok alimden nakletmiştir.[3] İmam Buhari ve daha bir çok alim, bu hadisi kitaplarının ilk başlarında almakla yapılan her işte Allah’ın rızasının gözetilmesi gerektiğini, bu niyetle yapılmayan amellerin ne dünyada ne de ahirette bir semeresinin olmayacağın belirtmek etmişlerdir.[4] Abdurrahman b. Mehdi, İmam Şafi, Ahmed b. Hanbel, Ali İbn-ul Medîni, Ebu Davud, Darukutni, Hamza El- Kinai gibi bir çok alim bu hadisin ilmin üçte birini kapsadığını söylemişlerdir.[5] İmam Şafii bu hadisin fıkıhta 70 konuya işaret ettiğini söylemiştir. Hadisin sıhhati ve önemine dair bu kısa girişten sonra hadis ile ilgili meselelere geçmekte fayda vardır.

Birinci Mesele: Hadiste geçen “innema”(ancak, sadece, yalnızca) kelimesi usul ve lugat alimlerinin çoğuna göre hasr ifade eder. Hasr; hükmü cümlede zikredilene ispat eder, onun dışındakilerden ise nefyeder.[6] Yani “O ancak hadis rivayet etti” denildiği zaman, kişinin sadece hadis rivayet ettiği hadis dışında hiçbir şey rivayet etmediği anlaşılır. Hasr bazen mutlak (hakiki) olarak gelir, bazen de hass (izafi) olarak gelir. Hasrın mutlak mı yoksa hass mı olduğu ise cümlenin siyakıyla ve çeşitli karinelerle bilinir. “Sen ancak bir uyarıcısın” ayetinin zahiri, Rasulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) sadece uyarıcı olmakla hasrediyor. Ancak Rasulullah sadece bir uyarıcı değildir. Rasulullah’ın uyarıcı olmakla beraber daha bir çok güzel vasfı vardır. O halde buradaki hasr izafidir ve ayetten anlaşılan Rasulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) iman etmeyenler için bir uyarıcı olduğudur.[7]

İkinci Mesele: Hadiste, “ameller sadece niyetlerledir” ifadesine bir takdir gerekmektedir. Alimlerin bir kısmı “ameller sadece niyetlerle kemale erer, tamamlanır” demişler. Hadise bu şekilde bir takdir yapan alimler hadiste zikredilen amellerin genel ve bütün ameller için gerekli olduğunu bundan dolayı niyetin sadece belirli amellere tahsis edilemeyeceğini söylemişlerdir Ancak alimlerin çoğunluğu ve özellikle de Şafii alimleri “ameller ancak niyetlerle sahih olur, itibar kazanır ve makbul olur” demişlerdir. “Bu takdire göre, burada kastedilen ameller niyete ihtiyaç duyulan şer’i amellerdir. Fakat yemek, içmek, giyinmek ödünç alınmış ya da gaspedilmiş malların mutlaka geri verilmesi gibi ameller için niyete ihtiyaç olmadığını söylemişlerdir. Dolayısıyla burada zikredilen niyet, genel olarak yapılan bütün ameller için değil bilakis niyete ihtiyaç duyulan bazı ameller içindir.”[8]

İbn-i Dakıyk El-Iyd, “ameller ancak niyetlerle sahih olur ve itibar kazanır. Zira bir amel için kemalden ziyade sıhhat önemlidir” demiştir.[9] Aynı şekilde Sindi’de Nesai şerhinde hadiste kastedilenin şer’an emredilen ibadet türü ameller olduğunu söylemiştir.[10]

İbn-i Sem’ani “İbadetlerin dışındaki amellerde de şayet salih niyet varsa sahibine sevap vardır. Örneğin kişi itaat kuvvetini artırmak için yemek yerse ecir alır”[11] demiştir.

Üçüncü Mesele: Niyet bir tür kasıt ve iradedir. İmam Nevevi, “niyet kastetmek ve yönelmekdir ki o da kalbin bir işe azmetmesidir” demiştir. Kirmani, Nevevi’nin bu tanımına itiraz etmiş ve “kalbin azmetmesi, yönelmek ve kastetmekten daha genel bir şeydir” demiştir. Beydavi ise niyeti şöyle tarif etmiştir: “Niyet lugatte şimdiki ya da gelecek zamanda kişinin kendi lehine ya da aleyhine gördüğü şeylere kalben yönelmesidir. Şer’i ıstılahta ise, sadece Allah’ın emirlerine bağlılık onun rızasını kazanmak için yapılan amellere yönelmektir.”[12]

Alimler niyetin tarifi hususunda ikği farklı görüş sunmuşlardır. Bunlardan bir tanesi yukarıda da belirttiğimiz tanıma uygun olarak yapılan amel ile kastedilen hedefi belirlemek tarifidir. Bu kasıt ya Allahın rızası içindir, ya Allah’tan başkasının rızası içindir ya da Allah ile beraber bir başkasının rızası içindir. Selefin niyet tanımı genelde bu manadadır.

Fakihlere göre ise niyet ibadetlerin bir kısmını diğer kısmından ayırmak manasında kullanılmıştır. Öğle ve ikindi namazını birbirinden ayırmak, ibadetlerle adetleri birbirinden ayırmak, cünüplükten kurtulmak için yıkanmak ile serinlemek için yıkanmayı birbirinden ayrmak gibi.

Burada hadiste geçen niyet ise selef alimlerinin tanımına uygun olarak lügat anlamıyla kullanılmaktadır. Zira hadisin devamında hicretten ve bu hicretin farklı sebeplerle olabileceğinden bahsedilmektedir.

Dördüncü Mesele: Yukarıda da belirttiğimiz gibi fakihler, niyeti ibadetlerin bir kısmını diğer kısmından ayırmak anlamında kullanmışlardır. “İnsanlar yemeği içmeyi, bazen perhiz için, bazen yemeğe kudreti olmadığından ve bazen de bütün arzularını Allah rızası için terketmek maksadıyla bırakırlar. Bu sebeple oruç tutan kimsenin, yiyip içmeyi terk sebebini diğer sebeplerden ayırt etmesi için niyet etmesi gerekir.

Farzlar çeşit çeşittir. Meselâ farz namazlar bir gündüz ve gecesinde beş vakit kılınır. Farz olan oruç ise bazen ramazan orucu olur. Bazen nezir ya da keffaret orucu olur. Bu farzlar ancak diğerlerinden niyet ile ayırt edilebilir.

Burada bazı konular üzerinde alimlerin herkesçe bilinen malum ihtilafları vardır. Alimlerden bazılarına göre kılınacak olan farz namazı niyette ismen belirtmek zorunlu değildir. Bu görüşte olan alimlere göre, kıldığı vakti o anda ismen belirtmeyip sadece vaktin farzına niyet etse yeterlidir. Bu görüş İmam Ahmed’ten rivayet edilmiştir. Aynı şekilde alimlerden bir kısmı ramazan ayında tutulan oruca niyet edilirken ramazan orucu diye belirtmeye gerek yoktur demişlerdir. Ramazan zikredilmeden genel manada oruca niyet etmek yeterlidir. Çünkü ramazan da zaten başka bir oruç tutmak mümkün değildir. Bu görüşte yine İmam Ahmed b. Hanbel’den rivayet edilmiştir.

Niyetin fakihlerce tanımı üzerinde en meşhur ihtilaf ise taharet konusundadır. Bu ihtilafın temeli namaz için gerekli olan taharetin müstakil bir ibadet mi olduğu yoksa pislikleri gidermek, setr-ul avret gibi namazın diğer şartlarından bir şart mı olduğu noktasına dayanır. Tahareti namazın bir şartı kabul edenler bunun için niyeti şart koşmazlar. Temizliği müstakil bir ibadet kabul eden alimler ise taharette niyeti şart koşarlar.

Rasulullah’tan (sallallahu aleyhi ve sellem), abdestin günah ve hatalara kefaret olduğu, emredilen şekilde alındığı takdirde kişinin günahlarına kefaret olacağı yönündeki hadislerin çokluğu, taharet için niyetin şart olduğu görüşünün doğru olduğunu ortaya koymaktadır. Bu hususa yine Kur’an’da emredilen abdestin başlı başına bir ibadet olması da delalet eder.”[13]

Beşinci Mesele: İbn-i recep el-Hanbeli bu hadisin şerhinde önemli bir noktaya temas ederek şöyle demektedir:

“Dinin temeli ancak şu iki esas ile tamamlanmış olur:

1- Yapılan işin zahirinin sünnete uygun olması. Bu esas, Hz. Aişe’nin rivayet ettiği “Kim dinimizde olmayan bir şey yaparsa o mutlaka reddedilir” hadisinde yer alır.

2- Yapılan işin batını itibarıyla sadece aziz ve celil olan Allah’ın rızasını gözeterek yapılmış olması gerekir ki, “ameller ancak niyetlerledir” hadisi bu hususa delalet etmektedir.”[14]

Altıncı Mesele: “Ameller ancak niyetlere göre gerçekleşir ya da niyetlere göre neticelenir ifadesi, insanın kendi iradesi ile seçip yaptığı ameller için geçerli olduğunu ortaya koyar. İhtiyari ameller, ancak onu yapan kişinin yapmasına ve fiilinin varlığına sebep olan maksat ile gerçekleşir ve değer kazanır.”[15]

Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) “ameller sadece niyetlerledir” dedikten sonra “ve herkes için sadece niyet ettiği vardır” demiştir. Acaba burada her iki cümle ile anlatılmak istenilen aynımıdır yoksa bir tekrardan ziyade her iki cümleden farklı şeylerden mi bahsedilmektedir?

Hafız İbn’i Hacer bu hususta bir ihtilafın olduğunu söyleyerek Kurtubi’den naklen burada tekid babından bir tekrarın olduğunu belirtmiş ve Kurtubi’nin de bu görüşü tercih ettiğini söylemiştir.[16] Suyuti Nesai şerhinde İzz b. Abdusselam’ın “birinci cümle amellerin ne ile muteber olacağını beyan ediyor. İkinci cümle ise kişinin niyeti karşılığında elde edeceği şeyi bildiriyor” dediğini nakletmiştir.[17]

Bu hususta İbn-i Recep şöyle demektedir: “İnsan için sadece niyetinin karşılığı vardır” ifadesi amelin şer’i yönden hükmünü bildirir. O da amel eden kişinin ameli karşılığı payına düşen niyetinin karşılığıdır. Niyet salih ise ameli de salih geçerli olur. Niyeti fasid geçirsiz ise ameli de fasid olur ve sorumluluğu da kendisine aittir. Bu cümle bir önceki cümlenin tekrarı değildir. Birinci cümle bir amelin geçerli ya da geçersiz oluşunu gerekli olan niyete bağlamıştır. İkinci cümle ise amel işleyen kişinin sevab almasını salih niyetle yapmasına bağlı olduğuna ve cezalandırılmasının sebebinin de ameli kötü niyetle yapması olduğuna delalet eder.”[18]

Nevevi ise şöyle demektedir: “Bunda bir fayda vardır. Şöyle ki, bir ibadette niyet edilecek şeyi belirtmek şarttır. Şayet insanın üzerinde unuttuğu ya da geçiktirdiği bir namaz varsa bunu eda etmek için herhangi bir namaza niyet etmesi yeterli değildir. Bilakis kılması gereken namaza niyet etmesi gerekir. Şayet ikinci kısım olmasaydı yapılması gereken ameli tayin etmeden yapılan amel sıhhatli olurdu. Ya da niyetle tayin edilmeyen amellerin sıhhatli olacağı vehmine kapılınırdı.”[19]

Yedinci Mesele: “Kimin hicreti Allah’a ve Rasulüne ise ona hicreti Allah’a ve Rasulünedir.” Yani; “kimin hicreti Allah rızası için ise o Allah’tan ecrini alır. Kiminde hicretide bir kadın için yada dünyalık içinse onun payına düşen hicret ettiği şeydir ve bu hicreti ile ahiretten alacağı bir pay yoktur.”[20]

Sekizinci Mesele: “Hicret sözlükte bir şeyi terketmek ondan uzaklaşmak demektir. Şer’i ıstılahta ise; Allah’ın nehyettiklerinden kaçınmaktır. Hicret korku diyarından emin olunan diyara göçmek (Habeşistan’a ve Mediye’ye hicret gibi) ve dar-ul küfürden dar-ul İslam’a göç etmek şeklinde iki kısma ayrılır. Rasulullah’ın Medine’ye yerleştikten sonra imakn bulanların Medine’ye göç etmeleri buna örnektir.”[21] İbn-i Dakıyk el-Iyd hicreti beş kısımda incelemiştir:

Birinci hicret, kafirlerin sahabeye eziyet etmeleri sonucu Habeşistan’a hicret etmeleri

İkinci hicre. Mekke’den Medine’ye yapılan hicret

Üçüncü hicret, bazı kabilelerin şeriatin emirlerini öğrenmek için Rasulullah’ın yanına gelmeleri sonra vatanlarına dönüp kavimlerine öğretöğretmeleri

Dördüncü hicret, Mekke ehlinden müslüman olanların Rasulullah’a gelip sonra Mekke’ye dönmeleridir.

Beşinci hicret, Allah’ın neytettiklerinden hicret etmektir.

Hadis bu anlamların hepsini kapsamaktadır.[22]

Dokuzuncu Mesele: “Kimin de hicreti dünya da mal kazanmak için ya da bir kadın içinse onun hicreti de hicret ettiği şeyedir.”  Hadiste özellikle kadına vurgu yapılmasının sebebini alimler iki hususa bağlamışlardır. İbn-i Dakıyk el-Iyd dünyevi diğer gayelerin zikredilmeyerek özellikle kadına vurgu yapılmasının sebebini hadisin sebebi vuruduna bağlayarak, Ümmü Kays isimli bir kadınla evlenmek için hicret eden ve bu yüzden de Ümmü Kays’ın muhaciri olarak isimlendirilen kişi hakkında hadisin söylendiğini bu yüzden özellikle kadına vurgu yapıldığını belirtir.[23] İmam Nevevi bu hususta İbn-i Dakıyk’ın görüşüne ek olarak özellikle kadına vurgu yapılmasını ammdan sonra hassın zikredilerek sakındırma babından bir tenbih olduğunu söyler.[24] İbn-i Recep el-Hanbeli hadisin sebebi vurudunun anlatılan bu olay olduğuna dair kesin bir delil olmadığını ancak bunun alimlerin kitaplarında zikrettikleri yaygın bir kanaat olduğu görüşünü dile getirmektedir.[25] Mübarekfuri ise bu meselede dünya fitnelerinin en büyüğünün kadın olması dolayısıyla hadiste özellikle kadına vurgu yapıldığı görüşünü söyleyerek bu hususta hadisler nakletmektedir.[26]

Onuncu Mesele: Hadiste “kimin hicreti Allah’a ve Rasulüne ise ona hicreti Allah’a ve Rasulünedir” buyrulurken şart ve cevap cümleleri birbirinden farklı olması gerektiği halde aynı getirilmiş buna karşılık “kimin de hicreti dünya da mal kazanmak için ya da bir kadın içinse, onun hicreti de hicret ettiği şeyedir” buyrulurken şart ve cevap cümleleri birbirinden farklı getirilmiştir. Bu hususta İbn-i Recep el-Hanbeli şöyle der: “Hadiste geçen şartın cevabı gelirken, şartta zikredilen lafızlar aynen tekrar edilmiştir. Çünkü hicreti ile elde etmeye niyetlendiği şey (yani Allah rızası) dünya ve ahirette istenilebilecek en son gayedir. “...onun hicreti de hicret ettiği şeyedir” lafzı ile genel olarak Allah rızası dışında yapılan hicretin söylenmesi ama bunların isimlerinin zikredilmemesi, o kişinin hicretiyle elde etmek istediği şeyi tahkir etmek ve değersizliğini göstermek içindir. Aynı zamanda Allah ve Rasulüne hicret bir çeşittir. Yani tek bir niyetle yapılır. Bunun değişik şekilleri yoktur. Bu sebeple cevap cümlesinde, şart cümlesindeki lafızlar kullanılmıştır. Dünya işleri için yapılan hicreti ise sayı ile sınırlamak mümkün değildir. İnsan bazen mübah bir şey için hicret eder. Bazen de haram bir şey için hicret edebilir. Bu sebeple dünyalık gayelerle yapılan hicretlerin sayıları belirlenemez. [27] İbn- Dakıyk ise ifadeye takdir yaparak “kimin hicreti niyet olarak Allah’a ve Rasulüne ise, onun hicreti şer’an ve hükmi olarak Allah ve rasulünedir” demiştir.[28]

Bu hususta Suyuti ve diğer bir çok alim ise şöyle demişlerdir. “Birinci cümlede şartın cevap ile aynı gelmesi tazim içindir ikincisinde ise tahkir içindir.”[29]



[1] Bed’ül Vahy 1, İman 41, Nikah 5, Menakıb’ul Ensar 45, İtk 6, Eyman 23, Hiyel 1

[2] Müslim, İmaret 155 (nr. 4904), Tirmizi, Fedail’ul Cihad 16 (nr. 1647), Ebu Davud, Talak 11 (nr. 2201), Nesai, Taharet 60, Talak 24, Eyman 19, İbn-i Mace, Zühd 26 (nr 4227)

[3] Nevevi, Sahihi Müslim Şerhi,13/55-56

[4] İbn-i Recep el-Hanbeli, Cami’ul İlim ve-l Hikem Tercümesi, sy: 38

[5] El’Udde Şerhu İhkam’ul Ahkam, 1/48

[6] Tuhfet-ul Ahfezi bişerhi Camiu et’Tirmizi 5/202

[7] El’Udde Şerhu İhkam’ul Ahkam, 1/49

[8] İbn-i Recep el-Hanbeli, Cami’ul İlim ve-l Hikem Tercümesi, sy: 41

[9] El’Udde Şerhu İhkam’ul Ahkam, 1/45

[10] Süneni Nesai Şerhi 1/124

[11] Süneni Nesai Şerhi 1/124

[12] Tuhfet-ul Ahfezi bişerhi Camiu et’Tirmizi 5/203

[13] İbn-i Recep el-Hanbeli, Cami’ul İlim ve-l Hikem Tercümesi, sy: 75-76

[14] İbn-i Recep el-Hanbeli, Cami’ul İlim ve-l Hikem Tercümesi, sy: 41

[15] İbn-i Recep el-Hanbeli, Cami’ul İlim ve-l Hikem Tercümesi, sy: 42

[16] Tuhfet-ul Ahfezi bişerhi Camiu et’Tirmizi 5/203

[17] Süneni Nesai Şerhi, 1/124

[18] İbn-i Recep el-Hanbeli, Cami’ul İlim ve-l Hikem Tercümesi, sy: 42,43

[19] Nevevi, Sahihi Müslim Şerhi,13/56

[20] Nevevi, Sahihi Müslim Şerhi,13/57

[21] Tuhfet-ul Ahfezi bişerhi Camiu et’Tirmizi 5/203

[22] El’Udde Şerhu İhkam’ul Ahkam, 1/50

[23] El’Udde Şerhu İhkam’ul Ahkam, 1/52

[24] Nevevi, Sahihi Müslim Şerhi,13/57

[25] İbn-i Recep el-Hanbeli, Cami’ul İlim ve-l Hikem Tercümesi, sy: 42,43

[26] Tuhfet-ul Ahfezi bişerhi Camiu et’Tirmizi 5/203

[27] İbn-i Recep el-Hanbeli, Cami’ul İlim ve-l Hikem Tercümesi, sy: 52

[28] El’Udde Şerhu İhkam’ul Ahkam, 1/54

[29] Süneni Nesai Şerhi, 1/124

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !